PORTEKİZ
Erken Rezervasyon Fırsatı

PORTEKİZ

15 – 20 Mayıs 2027
Başlayan fiyatlarla€4.950
Uçak biletleri dahil

PORTEKİZ turlarımız hakkında detaylı bilgi ve rezervasyon için iletişim bilgilerinizi bırakın, sizi arayalım.

Tur Programı

15 – 20 Mayıs 2027

1.Gün, 15 Mayıs 2027, Cumartesi 

İstanbul - Lizbon 

Kahvaltı 

Akşam Yemeği 

İstanbul Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde, Antonina Turizm yetkilimizle sabahın en sessiz saatinde, 04.30’da buluşuyoruz. Henüz şehir uykudayken, biz Atlas Okyanusu’na uzanan bir keşif yolculuğuna doğru ilk adımımızı atıyoruz. Bilet ve pasaport işlemlerimizin ardından, Türk Hava Yolları’nın TK 1755 sefer sayılı uçuşu ile 06.50’de gökyüzüne yükseliyor; güneşi batıya doğru takip ederek yerel saatle 09.55’te Lizbon’a varıyoruz. Havalimanında bizi bekleyen aracımızla buluşup, keşifler çağının kalbine doğru yol alıyoruz. İlk durağımız, Tejo Nehri kıyısında yer alan ve denizci ruhun simgesi sayılan Belém bölgesi. Burası yalnızca bir semt değil; Portekiz’in dünya tarihine açılan kapısıdır. Nehir kıyısında yükselen Padrão dos Descobrimentos (Kâşifler Anıtı), taş bir gemi pruvası gibi Atlantik’e doğru uzanır. Üzerindeki heykeller; haritacılar, denizciler ve krallar eşliğinde 15. ve 16. yüzyılın büyük keşif ruhunu temsil eder. Hemen ardından, Manuelin üslubunun zarif bir mücevheri olan Torre de Belém’i ziyaret ediyoruz. 16. yüzyılda inşa edilen bu savunma kulesi; deniz kabuğu motifleri, halat süslemeleri ve gotik kemerleriyle adeta taşın dantel gibi işlendiği bir mimari şaheserdir. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan bu yapı, hem askeri hem estetik bir simgedir. 

Öğle yemeği molamızda, Atlantik’in armağanı deniz ürünleri, zeytinyağı ve sarımsakla zenginleşen Portekiz mutfağının ilk tatlarını keşfediyoruz. Bacalhau’nun (tuzlu morina balığı) farklı yorumları, taptaze deniz mahsulleri ve belki de Belém’e özgü, dışı kıtır içi yumuşacık bir pastel de nata eşliğinde, Lizbon’un gastronomik kimliğiyle tanışıyoruz.  

Ardından, geç Gotik ile Manuelin üslubunun görkemli sentezi olan Jerónimos Manastırını (Mosteiro dos Jerónimos) ziyaret ediyoruz. 16. yüzyıl başlarında inşa edilen bu manastır; zarif sütunları, denizcilik sembolleriyle bezeli taş işçiliği ve geniş avlusuyla adeta keşifler çağının ruhunu mimariye dönüştürür. İçeride, Hint Okyanusu’na uzanan rotanın öncüsü Vasco da Gama’nın lahdi bulunur. Bu sessiz mekânda, bir imparatorluğun okyanuslara açılan cesareti hissedilir. Ziyaretimizin ardından Lizbon’un yumuşak ışıkları eşliğinde otelimize doğru hareket ediyoruz. Şehrin modern yüzü ile tarihî dokusunun iç içe geçtiği bölgede yer alan InterContinental Lizbon otelimize yerleşiyoruz. Günün yorgunluğunu, özenle hazırlanmış akşam yemeğimiz eşliğinde atarken; sabahın erken saatinde başlayan bu yolculuğun, bizi yalnızca bir şehre değil, bir medeniyet hikâyesine taşıdığını fark ediyoruz. Konaklama ve akşam yemeği Lizbon’daki otelimizdedir. 

 

2.Gün, 16 Mayıs 2027, Pazar  

Lizbon 

Kahvaltı 

Akşam Yemeği 

Kahvaltımızın ardından otelimizden ayrılıyor ve Lizbon’un kraliyet hafızasına doğru yola çıkıyoruz. Bugünkü ilk durağımız, 19. yüzyılın ihtişamını günümüze taşıyan Ajuda Ulusal Sarayı. Neoklasik üslupta inşa edilen bu görkemli saray, Portekiz kraliyet ailesinin son resmî ikametgâhıdır. Yüksek tavanlı salonlar, altın varaklı süslemeler, kristal avizeler ve ipek duvar kaplamaları arasında yürürken; Avrupa monarşilerinin diplomatik resepsiyonlarını, görkemli balolarını ve devlet törenlerini adeta yeniden yaşarız. Sarayın Taht Salonu, Ziyafet Salonu ve mücevher koleksiyonları; yalnızca bir hanedanın değil, bir dönemin estetik anlayışını yansıtır. Mobilyalardan duvar halılarına kadar her detay, 19. yüzyıl Avrupa sanat zevkinin zarif bir örneğidir. Saray ziyaretimizin ardından şehrin yüksek noktalarından biri olan Largo da Graça’ya doğru ilerliyoruz. Buradan Lizbon’un kırmızı kiremitli çatıları, Tejo Nehri’nin parıltısı ve yedi tepe üzerine kurulu şehrin silueti gözlerimizin önüne serilir. 


Ardından, Arap-Mağrip etkilerinin hâlâ hissedildiği, dar sokakları ve azulejo kaplı cepheleriyle Lizbon’un en eski mahallesi Alfama’da yürüyüş turumuza başlıyoruz. Orta Çağ dokusunu koruyan bu mahallede her köşe başı, geçmişten bir hikâye fısıldar. Taş merdivenler, çamaşır ipleri, küçük meydanlar ve gitar sesleri arasında şehrin ruhunu adım adım hissederiz. Alfama’nın renkli sokaklarında yer alan yerel restoranlarda öğle yemeği molası ile yorgunluğumuzu üzerimizden atıyoruz ve tepeye doğru yükselerek, 11. yüzyılda Mağripler tarafından inşa edilen ve Reconquista sonrası Portekiz krallarının savunma merkezi haline gelen São Jorge Kalesi’ni ziyaret ediyoruz. Buradan Lizbon’a kuşbakışı baktığımızda; nehrin kıvrımları, limanın hareketi ve şehrin tarih boyunca taşıdığı stratejik önem daha iyi anlaşılır. 


Yürüyüşümüz sırasında, 12. yüzyılda Romanesk üslupta inşa edilen ve Lizbon’un en eski dini yapısı olan Lizbon Katedrali (Sé)’yi görüyoruz. Kalın duvarları ve sade cephe düzeni, Reconquista döneminin mimari karakterini yansıtır. Hemen yakınında yer alan Santo António Kilisesi ise Aziz Antonio’nun doğum yeri olarak kabul edilir ve barok detaylarıyla dikkat çeker. 


Renkli sokakları, küçük atölyeleri ve yerel yaşamın canlılığıyla bilinen mahalle aralarında dolaştıktan sonra Ticaret Meydanında (Praça do Comércio) serbest zaman alıyoruz. Bu esnada dileyen misafirlerimiz, küçük kafelerde bir espresso eşliğinde pastel de nata tadabilir ya da geleneksel el işi dükkânlarını keşfedebilirler. 


Akşam ise Lizbon’un ruhunu en iyi anlatan deneyimlerden biri bizi bekliyor. Şehrin en eski fado mekânlarından biri olan A Severa’da akşam yemeğimizi alıyoruz. Loş ışık, gitarın titreşen telleri ve fadista’nın içten sesiyle birleşir. Menüde Lizbon mutfağından çeşitli lezzetler ve Portekiz şarapları yer alırken; müzik, sofrayı bir duygu şölenine dönüştürür. Fado burada yalnızca dinlenmez, hissedilir. Gecenin sonunda otelimize dönüyor ve InterContinental Lizbon’daki konaklamamızla günü tamamlıyoruz. Bugün Lizbon’da yalnızca sokakları değil; kraliyet ihtişamını, Orta Çağ savunma ruhunu ve müziğin kalbe dokunan titreşimini de keşfetmiş oluyoruz. 


3.Gün, 17 Mayıs 2027, Pazartesi  

Lisbon – Pena Palace -  Sintra– Cabo Da Roca – Cascais - Lisbon 

Kahvaltı 

Akşam Yemeği 

Kahvaltımızın ardından Lizbon’un yumuşak sabah ışıkları eşliğinde yola çıkıyor ve masallar diyarı Sintra’ya doğru ilerliyoruz. Atlantik’ten gelen serin rüzgâr, yemyeşil tepeler ve sisler arasından yükselen saray siluetleri bize günün büyüsünü daha baştan hissettiriyor. İlk durağımız, romantizmin taş ve renkle vücut bulmuş hâli olan Pena Sarayı. 19. yüzyılda Kral II. Fernando tarafından inşa ettirilen bu saray; Neo-Gotik, Neo-Manuelin ve Mağribi etkileri ustalıkla birleştiren eklektik mimarisiyle Avrupa romantizminin en çarpıcı örneklerinden biridir. Sarının, kırmızının ve mavinin cesur tonları; mazgallı kuleler, seramik panolar ve süslü kemerlerle birleşerek adeta bir rüya manzarası yaratır. Buradan bakıldığında Atlantik ufku, Sintra ormanları ve sarayın terasları kartpostal güzelliğinde bir panorama sunar. Bir zamanlar Portekiz kraliyet ailesinin yazlık ikametgâhı olan bu yapı, yalnızca bir saray değil; hayal gücünün mimariye dönüşmüş hâlidir. 

Ziyaretimizin ardından Sintra’nın kalbine doğru ilerliyor ve şehrin simgesi olan Sintra Ulusal Sarayı’nı dışarıdan görüyoruz. Orta Çağ’dan 19. yüzyıla kadar Portekiz kraliyet ailesi tarafından kullanılan bu saray, iki büyük konik bacasıyla uzaktan bile hemen tanınır. Mudéjar etkili süslemeleri, azulejo panoları ve sade fakat asil cephe düzeniyle Portekiz’in İslam, Orta Çağ ve Rönesans katmanlarını aynı mimari dilde birleştirir. UNESCO koruması altındaki bu şehirde tarih, sisli tepelerle iç içe yaşar. Sintra’nın şirin sokaklarında öğle yemeği için serbest zaman alıyoruz. Dileyen misafirlerimiz yerel restoranlarda geleneksel Portekiz mutfağını deneyimleyebilir; Atlantik’ten gelen taze balıklar, zeytinyağlı mezeler ve bölgeye özgü tatlılarla lezzetli bir mola verebilirler. Ayrıca bademli ve yumurtalı geleneksel Sintra tatlıları olan travesseiros ve queijadas gibi yerel ürünleri tadabilir, küçük dükkânlardan el yapımı hediyelikler satın alabilirler. 

Ardından rotamızı Avrupa kıtasının en batı ucuna çeviriyoruz: Cabo da Roca. Şair Luís de Camões’in sözleri burada anlam bulur: “Burada kara biter, deniz başlar.” Yüksek kayalıkların üzerinde durduğumuzda, Atlas Okyanusu’nun sonsuz maviliği ufka doğru uzanır. Dalgaların kayalara çarpışı, rüzgârın sert esintisi ve uçurumların heybeti insana hem doğanın gücünü hem de keşifler çağının cesaretini hatırlatır. Bu etkileyici manzara eşliğinde kısa bir fotoğraf molası veriyoruz. 

Sonraki durağımız, zarif villaları ve sakin limanıyla eski bir balıkçı kasabası olan Cascais. 19. yüzyılda kraliyet ailesinin yazlık tercihi haline gelen bu kıyı kasabası, zamanla aristokratik bir sayfiye kimliği kazanmıştır. Beyaz badanalı evleri, taş döşeli sokakları ve okyanusa açılan küçük limanıyla huzurlu bir atmosfer sunar. Sahil boyunca uzanan kafelerde dinlenme ve kahve için serbest zaman alıyoruz. Dileyen misafirlerimiz Atlantik manzarasına karşı bir espresso eşliğinde günü sindirebilir; deniz kokusunu, rüzgârı ve Portekiz’in dingin kıyı yaşamını hissedebilirler. 

Öğleden sonra Lizbon’a dönüş yapıyoruz. Akşam yemeğimizi, Tagus (Tejo) Nehri manzarasıyla ünlü, zarif bir mekâna dönüştürülmüş olan Monte Mar’da alıyoruz. Eski bir depo yapısının modern bir gastronomi alanına dönüşmüş hâli olan bu restoran; cam cephelerinden nehir manzarasını sofralara taşır. Menüde Atlantik’in en seçkin deniz mahsulleri, karides ve ahtapot gibi taze ürünler öne çıkar. Şehrin ışıkları suya yansırken, Lizbon’un hem tarihî hem çağdaş yüzünü aynı sofrada deneyimleriz. Yemeğin ardından otelimize dönüyor ve InterContinental Lizbon’daki konaklamamızla günü tamamlıyoruz. Bugün Sintra’nın masalsı saraylarından Atlantik’in uçurumlarına, balıkçı kasabalarının dinginliğinden Lizbon’un zarif akşam sofralarına uzanan bir yolculuk yaptık; Portekiz’in hem romantik hem denizci ruhunu bir kez daha hissettik. 

 

4.Gün, 18 Mayıs 207, Salı 

Lisbon – Alcobaça(110km) - Coimbra – Porto (125km)  

Kahvaltı 

Akşam Yemeği 

Kahvaltımızın ardından Lizbon’daki otelimizden ayrılıyor ve kuzeye, Portekiz tarihinin en dokunaklı sayfalarına doğru yola çıkıyoruz. Yaklaşık bir buçuk saatlik keyifli bir yolculuğun ardından Alcobaça’ya ulaşıyoruz. Burada bizi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan görkemli Santa Maria de Alcobaça Manastırı karşılıyor. 12. yüzyılda Sistersiyen Tarikatı tarafından inşa edilen bu manastır, Portekiz’in en büyük Gotik yapısıdır. Yüksek ve sade nef düzeni, ışığı içeri davet eden uzun pencereleri ve süssüz taş yüzeyleriyle Sistersiyen mimarisinin ruhunu yansıtır: ihtişamı sadelikte arayan bir estetik anlayış. Kilisenin iç mekânında yankılanan sessizlik, yüzyılların duasını taşır. 

Ancak Alcobaça’yı benzersiz kılan yalnızca mimarisi değildir. Burada, Portekiz tarihinin en trajik aşk hikâyesinin kahramanları olan I. Pedro ile Inês de Castro’nun karşılıklı yerleştirilmiş mezarları bulunur. Gotik lahitler üzerindeki kabartmalar; İncil sahneleri, melek figürleri ve kader çarkı tasvirleriyle adeta taşın içine işlenmiş bir destandır. Rivayete göre Pedro, öldürülen sevgilisi Inês’i kraliçe ilan etmiş ve ölümünden sonra bile onunla yüz yüze bakabilmek için mezarlarını karşılıklı yaptırmıştır. Bu mekânda aşk, tarih ve sanat birbirine karışır. 

Ziyaretimizin ardından yaklaşık bir saatlik yolculukla Coimbra’ya doğru ilerliyoruz. Mondego Nehri kıyısında yükselen bu şehir, yüzyıllardır bilginin ve gençliğin simgesidir. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Coimbra Üniversitesi, 1290 yılında kurulmuş olup Avrupa’nın en eski üniversitelerinden biridir. 

Öğle yemeği molamızın ardından şehrin en canlı noktalarından biri olan Pátio das Escolas’a çıkıyoruz. Tarihî üniversite kampüsünde yer alan bu avlu, akademik törenlerin ve mezuniyet seremonilerinin merkezidir. Burada Barok zarafetiyle dikkat çeken III. João Heykeli, görkemli Saat Kulesi ve üniversite yapıları arasında yürürken, Orta Çağ’dan günümüze uzanan bir entelektüel geleneğin izlerini takip ediyoruz. Altın varaklı rafları ve nadir el yazmalarıyla ünlü Joanina Kütüphanesi’nin ruhu, kampüsün her köşesinde hissedilir. Coimbra’da dileyen misafirlerimiz, üniversite gençliğinin enerjisini yansıtan kafelerde kısa bir mola verebilir; yerel şaraplar ve geleneksel tatlarla bu tarihî atmosferi tamamlayabilirler. Gezimizin ardından yaklaşık bir buçuk saatlik yolculukla Porto’ya ulaşıyoruz. Douro Nehri’nin kıyısında yükselen bu şehir, granit cepheli evleri, demir köprüleri ve şarap mahzenleriyle bambaşka bir karakter sunar. Otelimize yerleşiyor, akşam yemeğimizi Porto’nun zarif atmosferinde alıyoruz. 

Konaklama ve akşam yemeği InterContinental Porto otelimizdedir. 

Bugün; Gotik mimarinin ihtişamından trajik bir aşk hikâyesine, oradan da Avrupa’nın en köklü üniversite geleneğine uzanan bir kültür yolculuğu gerçekleştirmiş olduk. Portekiz’in hem kalbine hem hafızasına dokunduğumuz bir gün daha geride kalıyor. 

 

 

5.Gün, 19 Mayıs 2027, Çarşamba 

Porto  

Kahvaltı 

Akşam Yemeği 

Otelde alacağımız kahvaltının ardından, Douro’nun sisli sabah ışıkları eşliğinde Porto’yu keşfetmeye başlıyoruz. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan bu kadim şehir; granit taşlı sokakları, demir köprüleri ve yüzyıllardır süregelen şarap geleneğiyle Portekiz’in kuzeydeki asil yüzüdür. Porto’nun tarihî merkezinde kısa bir yürüyüşle güne başlıyoruz. Granit taşlı sokaklardan ilerleyerek ilk durağımız olan São Bento Tren İstasyonu’na ulaşıyoruz. 20. yüzyıl başında inşa edilen bu istasyon, yalnızca bir ulaşım noktası değil; mavi-beyaz azulejo panolarıyla Portekiz tarihini anlatan görkemli bir sanat galerisi gibidir. Duvarları süsleyen seramik kompozisyonlar; savaşları, kralları ve kırsal yaşamı sahne sahne gözler önüne serer. 

Ardından Belle Époque zarafetini koruyan Café Majestic’te kahve molası veriyoruz. 1920’lerden bu yana sanatçıların ve entelektüellerin buluşma noktası olan bu tarihî mekânda, ince porselen fincanlarda servis edilen bir espresso eşliğinde Porto’nun nostaljik atmosferini hissediyoruz. 

Yürüyüşümüzü şehrin en yüksek noktalarından birine doğru sürdürüyor ve Romanesk kökenli Porto Katedrali (Sé do Porto)’ni ziyaret ediyoruz. 12. yüzyılda inşa edilen bu görkemli yapı; kalın sur duvarları, gotik manastır avlusu ve nehre bakan terasıyla Porto’nun Orta Çağ kimliğini yansıtır. Ardından Gotik mimarinin en etkileyici örneklerinden biri olan São Francisco Kilisesi’ne geçiyoruz. Dış cephesindeki sadelik, iç mekândaki altın varaklı barok süslemelerle çarpıcı bir tezat oluşturur; ahşap oymalar ve altar düzeni adeta göz kamaştırır.  

Öğle yemeği için vereceğimiz serbest zamanda dileyen misafirlerimiz Porto mutfağını keşfedebilir; Atlantik’ten gelen taze balıklar, bacalhau ya da bölgeye özgü Francesinha sandviçi eşliğinde yerel lezzetleri deneyimleyebilirler. 

Yemeğin ardından Douro Nehri kıyısına iniyor ve bir zamanlar Porto şaraplarını Atlantik’e ve dünyaya taşımak için kullanılan geleneksel Barcos Rabelos tekneleriyle nehirde keyifli bir gezintiye çıkıyoruz. Ahşap gövdeleri ve renkli yelkenleriyle bu tekneler, şehrin ticari geçmişinin yaşayan tanıklarıdır. Nehir boyunca ilerlerken, iki yakayı birbirine bağlayan köprüler ve teraslı evler Porto’nun karakterini gözler önüne serer. Tekne turumuz esnasında şehrin sembollerinden biri olan Dom Luís I Köprüsü’nü de yakından görüyoruz. Gustave Eiffel’in öğrencisi Théophile Seyrig tarafından tasarlanan bu demir köprü, 19. yüzyıl mühendisliğinin zarif bir örneğidir. Çift katlı yapısı ve kemerli formu, Porto siluetinin vazgeçilmezidir. 

 

Tekne turumuzun ardından tarihi bir şarap mahzenini ziyaret ediyor, Douro Vadisi bağlarından gelen üzümlerle üretilen Porto şarabının hikâyesini dinliyor ve tadım gerçekleştiriyoruz. Meşe fıçılarda yıllanan bu özel şarap, Porto’nun ticari ve kültürel hafızasının simgesidir. Günün son kültürel durağı, neo-gotik cephesi ve kıvrımlı ahşap merdiveniyle masalsı bir atmosfere sahip olan Lello Kitapçısı (Livraria Lello). Renkli vitray tavanı ve oyma detaylarıyla bu kitapçı, yalnızca bir satış alanı değil; edebiyat ve mimarinin iç içe geçtiği sanatsal bir mekândır. 

Gezimizin ardından otelimize dönüyor ve akşam için hazırlanıyoruz. Gala yemeğimizi, Porto’nun geleneksel müziği eşliğinde O Fado restoranında alıyoruz. Loş ışıkta yükselen gitar tınıları ve fadista’nın içli sesi, gecemize duygusal bir derinlik katıyor. Porto şarabı eşliğinde sunulan özenli menü, gün boyunca yaşadığımız tarih ve sanat yolculuğunu lezzetle taçlandırıyor. Konaklama InterContinental Porto otelimizdedir. 

 

6.Gün, 20 Mayıs 2027, Perşembe 

Porto - İstanbul 

Kahvaltı 

 

Sabah otelimizde çıkış işlemlerimizi tamamladıktan sonra, Porto’da son saatlerimizi değerlendirmek üzere serbest zaman alıyoruz. Douro Nehri kıyısında son bir yürüyüş, granit cepheli evlere bir kez daha bakış ya da dar sokaklardaki küçük butikler ve şarküterilerde kısa bir alışveriş… Dileyen misafirlerimiz Porto şarabı, yerel zeytinyağları ya da geleneksel tatlılarla bu yolculuğun lezzet hatırasını yanlarına alabilirler. 

Belki bir köşe başında, azulejo kaplı bir cepheye son kez göz atar; belki de bir kahve molasında Porto’nun yavaş akan ritmini içimize çekeriz. Gotik katedrallerin gölgesi, demir köprülerin zarafeti ve nehir boyunca sıralanan mahzenlerin hikâyesi artık hafızamızdadır. 

Saat 12.30’da rehberimiz ve otobüsümüzle buluşarak Porto Havalimanı’na doğru hareket ediyoruz. Kısa ve konforlu bir yolculuğun ardından havalimanına varıyor; bilet ve pasaport işlemlerimizi tamamlıyoruz. 

Türk Hava Yolları’nın TK 1452 sefer sayılı uçuşu ile saat 15.50’de Porto’dan ayrılıyor, Atlas Okyanusu kıyısında bıraktığımız keşif ruhunu ve Douro’nun dinginliğini yanımıza alarak İstanbul’a doğru yola çıkıyoruz. Türkiye saati ile 23.30’da İstanbul Havalimanı’na varıyor; keşifler, saraylar, manastırlar, fado ezgileri ve Porto şarabının aromasıyla zenginleşmiş bu yolculuğu güzel hatıralarla tamamlıyoruz. 

Portekiz artık yalnızca bir rota değil; taşında tarih, müziğinde hüzün, mutfağında deniz ve bağ kokusu taşıyan bir anı olarak kalıyor. 

 

Galeri

PORTEKİZ - 1
PORTEKİZ - 2
PORTEKİZ - 3
PORTEKİZ - 4
PORTEKİZ - 5
PORTEKİZ - 6
PORTEKİZ - 7
PORTEKİZ - 8
PORTEKİZ - 9
PORTEKİZ - 10
PORTEKİZ - 11
1 / 11

Misafir Yorumları

5.0 (9 yorum)

Dünyanın en güzel şehrinin, kadim semtlerinde, mekanlarında harika bir tur gerçekleştirdik. Cerrahpaşa, Kocamustafapaşa, Samatya ve Yedikule'nin en tarihi, gizemli yerlerini keşfettik. Benim için en çarpıcı ve hatırlanası yerler Arcadius Sütunu ve Stoudios Manastırı oldu.

YM

Yusuf M.

2026

Topkapı Sarayı gece turunu çok dolu bir geziydi. Rehberimizin anlatımları çok zengin ve değerliydi. Daha önce de benzer şehir içi turlara katılmıştım ama Antonina ekibinin yaklaşımı çok organize ve profesyoneldi.

Burcu Ö.

2026

Antonina ile ilk Japonya gezisi ile tanıştık, programı hem çok dolu hem de çok kaliteliydi. Daha sonra Yeni Zelanda ve Avustralya turuna tereddütsüz katıldık, çok şahane bir deneyim oldu. Seçilen oteller, fine dining akşam yemekleri ve rehberimizin engin bilgisi ile rüya gibi bir gezi oldu.

BD

Berivan D.

2026

Gerek Antonina Turizmin profesyonelliği ve organizasyon becerisi, gerekse rehberimizin 4 saat süren derin anlatımıyla adeta tarihe yolculuk ve tanıklık ettik. 4. kez Topkapı Sarayını ziyaret etmiş birisi olarak bu tur bana Osmanlı devlet geleneği ve sembolizması konusunda muhteşem bilgiler verdi.

IE

I. E.

2026

Doğubeyazıt-Van gezisinde rehberimizin bölgede öne çıkan uygarlıkların kültürel ve tarihi yapısını aktarması ve derin bilgilerini paylaşması harikaydı. En kaliteli mekanlar özenle seçilerek tura dahil edilmesi sayesinde bölgesel yemek kültürünü tatma fırsatı buldum.

NY

Nilüfer Y.

2025

Antonina'nın organize ettiği Nemrut-Göbeklitepe-Karahantepe turu her yönüyle çok keyifliydi. Rehberimiz samimi kişiliği, tur deneyimimizin en iyi şekilde geçmesi için gösterdiği özen ve bölgenin tarihi ile kültürel zenginliğine dair derin bilgisiyle bize hem çok şey öğretti hem de gezimizi son derece keyifli hale getirdi.

SP

Suna P.

2025

Antonina ile Moskova Bolşoy Tiyatrosu'nda Bale, Müzik ve Sanat turuna katıldım. Turumuz inanılmaz organize ve planlı şekilde ilerledi. Hem sanat olarak bilgilendirildik hem de görsel olarak bale, müzikal ve operalar ile sonsuz renklendi.

NA

Nursel A.

2025

Antonina turizm ile Topkapı Sarayında gece turuna katıldık. O kadar keyif aldık ki kelimeler yeterli olmayabilir. Rehberimizin bilgi birikimi sular seller gibiydi, tarihi yarımadanın geçmişini bu şekilde bilmiyormuşum. Çevreme bu geziyi anlata anlata bitiremiyorum.

ST

Sedef T.

2025

Tarihi yarımada ve lezzet turlarına katıldım. Rehberlerimiz sayesinde birçok hikaye ve bilgi öğrendim. Organizasyonda harika bir akış ve düzenle hizmetlerinden çok memnun kaldım.

IA

Ilknur A.

2025

Bu Fırsatı Kaçırmayın

PORTEKİZ turumuz hakkında detaylı bilgi almak ve yerinizi ayırtmak için hemen formu doldurun.

PORTEKİZ turlarımız hakkında detaylı bilgi ve rezervasyon için iletişim bilgilerinizi bırakın, sizi arayalım.

PORTEKİZ

Bilgi Al